Lakırtılar’ın bu bölümünde bir pencere, yalnızca dışarıya açılan bir mimari boşluk değil; çocukluğun, hafızanın ve bugünkü hayatın birbirine baktığı bir anlatı çerçevesine dönüşüyor. Doç. Dr. Zindan Çakıcı’nın Diyarbakır Sur’da başlayan hikâyesi, çocuk tiyatrosunun sahnelerinden İstanbul’daki akademik çalışma odalarına uzanırken aynı soruyu diri tutuyor: İnsan, üretirken geçmişiyle ve kendisiyle nasıl bir bağ kurar?

Sohbet boyunca Shakespeare okumaları, tütün tarlalarında geçen yazlar, tez yazmak için erken ayrılınan yılbaşı sofraları, ertelenen hobiler ve dünya sinemasına duyulan merak aynı yaşam çizgisinde buluşuyor. Akademi burada yalnızca bir meslek değil; merakı gündelik hayatın içinden araştırma sorularına dönüştüren, yorucu olduğu kadar mutluluk da veren bir çalışma biçimi olarak beliriyor.

Sur’da açılan ilk perde

Zindan Çakıcı, Diyarbakır’ın Sur ilçesinde, yedi kardeşin en küçüğü olarak büyüdü. Çocukluğunu anlatırken politik ve kültürel çevresini yalnızca zorluklarla değil, olaylara daha dikkatli bakmayı ve yaşananları analiz etmeyi öğreten bir imkân olarak da hatırlıyor. Aile içindeki dayanışma ile Sur’un yoğun kültür-sanat ortamı, onun dünyayla kurduğu ilişkinin ilk katmanlarını oluşturdu.

İlkokul ikinci sınıftan lise son sınıfa kadar tiyatroyla ilgilendi. Kürtçe oyunlar sahneleyen çocuk tiyatrosu grubuyla farklı şehirleri dolaştı; küçük yaşta sahneye çıkmanın, alkış duymanın ve başka hayatları canlandırmanın heyecanını yaşadı. Shakespeare’le erken yaşta kurduğu temas da bu dönemin parçasıydı. Tiyatro topluluğu kapandığında sahne geride kaldı, ancak anlatma ve araştırma arzusu başka bir yol buldu.

Shakespeare’den iletişim bilimlerine

Lise yıllarında akademisyen olmak isteyen Çakıcı’nın ilk hedefi tiyatro alanında ilerlemekti. Üniversite tercih döneminde aldığı bir yönlendirmeyle sosyal bilimlere ve iletişime yaklaştı. Tercih listesini sinema, yeni medya ve halkla ilişkiler gibi iletişimin farklı alt alanlarıyla kurdu; Kadir Has Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümü’ne yerleşti.

Kurumsal özgeçmişine göre lisansını 2018’de fakülte birincisi olarak tamamladı. Ardından Galatasaray Üniversitesi’nde Stratejik İletişim Yönetimi yüksek lisansını 2020’de; Medya ve İletişim Çalışmaları doktorasını ise 2024’te tamamladı. Bugün Üsküdar Üniversitesi Yeni Medya ve İletişim Bölüm Başkanı olarak çalışmalarını sürdürüyor.

Tütün tarlasından tez masasına

Çakıcı’nın çalışma disiplini akademiyle başlamadı. Okuldan sonra ailesinin işletmesinde, yaz aylarında ise annesiyle tütün tarlalarında çalıştı. Bu uzun emek hafızası, akademiye geçtiğinde araştırma yapma isteğiyle birleşti. Onun anlatısında çalışmak dışarıdan dayatılan bir zorunluluktan çok, hareket hâlinde olmayı ve yeni bir şey ortaya koymayı sağlayan içsel bir kaynak.

Sohbette anlatılan yılbaşı anısı bu ritmi görünür kılıyor: Arkadaşlarıyla kurulan sofradan tezini tamamlamak için erken ayrılan bir araştırmacı. Yüksek lisans ve doktora dönemini yoğun bir tempoda tamamlamasını da yalnızca kariyer basamaklarını hızla çıkma arzusuyla değil, kendi araştırma alanında daha bağımsız hareket etme isteğiyle açıklıyor.

Ünvanların ötesindeki sonsuz okyanus

Akademik yaşam araştırma görevliliği, doktor öğretim üyeliği, doçentlik ve bölüm başkanlığı gibi ünvanlarla ilerliyor. Çakıcı ise bu basamakların bir noktada sona erse de araştırmanın bitmediğini vurguluyor. Gündelik hayat değiştikçe yeni sorunlar ve yeni sorular ortaya çıkıyor; her yeni soru da araştırmacının önünde başka bir alan açıyor.

Bu nedenle akademiyi bir statüden çok sürekli üretme ve öğrenme hâli olarak tarif ediyor. Dinlenmek için bir sonraki ünvanı beklemenin işe yaramadığını, çünkü merakın takvimden bağımsız biçimde çalışmaya devam ettiğini söylüyor. Onun gözünde akademinin ufku, tamamlanacak bir kontrol listesinden çok önünde uzanan sonsuz bir okyanusa benziyor.

Akademi ünvanlardan bağımsız; gündelik hayat değiştikçe yeni konular ve yeni araştırma alanları ortaya çıkıyor.

Araştırmanın konusu neden burada?

Çakıcı’nın araştırma alanları yeni medya, göç, temsil ve siyasal iletişim etrafında şekilleniyor. Doktora tezinde Taliban yönetimi sonrasında Afgan göçünün Türk basınındaki görsel temsilini inceledi. Bölümde sözünü ettiği bir başka çalışması ise İsmailağa cemaatine bağlı medreselerde eğitim gören genç erkeklerin müzik dinleme pratiklerine ve kadın sesine yönelik yaklaşımlarına odaklanıyor.

Bu örnekler, araştırma sorularını uzakta ve soyut bir yerde değil, yaşadığı toplumun güncel gerilimleri içinde aradığını gösteriyor. Türkiye’de araştırma yapmanın sınırlarını kabul ederken araştırma özneleriyle aynı toplumsal bağlamda bulunmanın sağladığı yakınlığı da önemsiyor. Gündelik hayatta karşılaşılan, bazen gözden kaçan bir ayrıntı akademik merakın başlangıç noktasına dönüşebiliyor.

İki şehir, iki pencere

Sohbetin en güçlü metaforu Diyarbakır’daki çocukluk penceresiyle İstanbul’daki bugünün penceresi arasında kuruluyor. Sur’daki evin penceresi, çocukluk boyunca kentte yaşanan gerilimlere tanıklık etmişti. Çakıcı bugün aynı yerde çocukların daha güvenli alanlarda oynadığını, gündelik dertlerinin oyun ve dondurma gibi olması gereken çocukluk meselelerine dönüştüğünü görmenin kendisini mutlu ettiğini anlatıyor.

İstanbul’un penceresi ise hız, kalabalık ve bitmeyen işlerle çevrili. Doktora tamamlandığında bir an için bu koşuşturmayı dışarıdan görebildiğini; hayatının yalnızca tez, makale, metro ve iş yeri arasında daraldığını fark ettiğini söylüyor. İki pencere arasındaki fark, akademik üretimin insanı dünyaya yaklaştırırken kendi gündelik hayatından uzaklaştırabilen çelişkisini de görünür kılıyor.

Yalnızlığı üretime çevirmek

Akademik çalışma çoğu zaman bireysel ve yalnız ilerliyor. Çakıcı, kurum içindeki rekabet ve gerilimlere harcanabilecek enerjiyi somut araştırmaya yöneltmeyi tercih ettiğini anlatıyor. Çünkü tartışmalar geçse de ortaya konan çalışma, başkalarının okuyabileceği ve geleceğe bırakılabilecek bir iz olarak kalıyor.

Bu yaklaşım yalnızlığı bütünüyle ortadan kaldırmıyor; ancak ona başka bir anlam kazandırıyor. Bir araştırma fikri üzerinde düşünmek, yazmak ve akademik bir konuyu bir başkasıyla tartışmak Çakıcı’ya güçlü bir mutluluk veriyor. Bölümün sonunda doktora gömleği çıkarıldığında geride ne kalacağı sorusuna tek bir kimlikle değil, çocukluktan bugüne uzanan bu merak ve üretim sürekliliğiyle yanıt veriyor.

Bir araştırma yapınca mutlu oluyorum; bu dünyada beni bu denli mutlu eden çok az şey var.
Kaynakça

Başvurulan kaynaklar

  1. Doç. Dr. Zindan Çakıcı akademik profili
  2. Din, Kimlik ve Müzik: Genç Erkeklerin Müzik Dinleme Pratikleri Üzerine Nitel Bir Araştırma