Türkiye’nin ev sahipliği yapacağı BM İklim Değişikliği Konferansı’na (COP31) üç haftadan kısa süre kala, iklim krizinin etkileri ülkenin en büyük kentinde bir kez daha hissedildi. 14 Ekim’de İstanbul’da etkili olan sağanakta en az dört kişi hayatını kaybetti. Meteoroloji Genel Müdürlüğünün ilk verilerine göre Beykoz’a bir günde 244 milimetre yağış düştü. Bu miktar, kentin ekim ayı ortalamasının yaklaşık dört katı.
Uzmanlar yağışla iklim değişikliği arasındaki bağın ancak olaya özel bir çalışmayla netleşebileceğini belirtse de selin afete dönüşmesinde kapatılan derelerin, betonlaşmanın ve yetersiz altyapının belirleyici olduğunu vurguluyor. Vadi İstanbul gibi mega projeler için üstü betonla kapatılan dere yatakları, yoğun yağış sırasında kentte yeniden yolunu buldu. Yağışın en çok Beykoz, Sarıyer ve Eyüpsultan gibi Karadeniz’e yakın ilçelerde yoğunlaştığı gözlemlendi. Analizler, sıcak Karadeniz yüzeyiyle üst atmosfer arasındaki belirgin sıcaklık farkının nemi artırarak yağışları beslediğine işaret ediyor.
Afetin kentsel yüzü ve dirençli şehir vaadi
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı ve COP31 Başkanı Murat Kurum, selin ardından iklim değişikliğinin etkilerinin şiddet ve sıklık bakımından arttığını, bu tür afetlerin daha sık yaşanacağını söyledi; iklime dayanıklı şehirler için kentsel dönüşümü vurguladı. Aynı zamanda “dirençli şehirler”, Türkiye’nin COP31 için belirlediği on aksiyon gündeminden biri.
Resmî sitede açıklanan aksiyon gündemleri arasında elektrifikasyon, sıfır atık, yeşil sanayileşme, okyanus ve denizleri koruma gibi temalar öne çıkarılıyor. Gerek açıklamalarında gerekse COP31’in resmî sitesinde dile getirilen aciliyetin, 9–20 Kasım’da Antalya’da yürütülecek müzakerelere ve somut taahhüt listelerine ne ölçüde yansıyacağı; bu taahhütlerin ne ölçüde eyleme dönüşeceği ise sorgulamaya açık.
Mavi Bölge, Yeşil Bölge ve katılımın sınırları

COP31’in resmî müzakereleri, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin (UNFCCC) yönettiği Mavi Bölge’de yürütülecek. Buraya yalnızca akreditasyonu olan ulusal delegasyonlar, gözlemci kuruluşlar ve basın girebiliyor. Ev sahibi Türkiye’nin koordine ettiği Yeşil Bölge ise halka açık olarak tanıtılıyor; ancak ziyaret için ön kayıt ve onay gerekiyor.
Resmî siteye göre Yeşil Bölge, sürdürülebilirlik ve iklim eylemine odaklanan sergilere, tartışmalara, atölyelere ve ağ kurma etkinliklerine alan açacak. Buna karşın bu yapı, acil iklim hareketi için bir müzakere ve eylem alanından çok, sınırlı bir kamunun kültür-sanat etkinliklerine ve şirket iş birliklerine ayrılmış bir alan olma riski taşıyor.
Kömürden çıkışın ertelenen takvimi
Bu çelişkilerin arasında Türkiye’nin kömürden çıkış sorunu da yer alıyor. İklim krizi ve kömürden adil geçiş üzerine çalışan 350.org’un raporuna göre Türkiye, kömürden çıkışı hızlandırmak yerine enerji planında 2035’e kadar kömür ve gaz santrali kapasitesini yaklaşık yüzde 30 artırmayı öngörüyor. Türkiye ile COP31’in müzakere başkanlığını yürüten Avustralya, kömürden çıkış tarihi bulunmayan az sayıdaki sanayileşmiş ülke arasında yer alıyor. Rapor, Türkiye’nin 2015’ten bu yana Avustralya’dan yaptığı kömür ithalatının 75 milyon tondan fazla karbondioksit emisyonuna yol açtığını hesaplıyor.
Bağımsız iklim politikası izleme girişimi Climate Action Tracker da Türkiye’nin iklim hedefleri ile politikalarını “kritik derecede yetersiz” olarak sınıflandırıyor. Tam da bu noktada, sivil toplum kuruluşları ve çevre örgütlerinin yeşile boyama iddiaları ciddi bir ağırlık kazanıyor.
Yeşile boyama ya da yeşil aklama; bir şirketin, kurumun veya devletin çevreye verdiği zararı sürdürürken iklim dostu bir imaj oluşturmak için gerçek eylemleriyle örtüşmeyen çevreci söylemler ve ortaklıklar kullanması olarak tanımlanabilir.
İklim liderliği, yalnızca zirve gündemlerinde değil; fosil yakıtlardan çıkış takviminde ve gündelik kent politikalarında da sınanıyor.
Halkların İklim Zirvesi ne söylüyor?
Bu eleştiriler etrafında bir araya gelen ekoloji hareketi aktörleri, Halkların İklim Zirvesi (HİZ) çatısı altında 14–18 Kasım tarihlerinde alternatif bir zirve düzenliyor. HİZ; kamunun ve iklim krizinin en sert etkilerini yaşayacak toplulukların katılımının sınırlandırıldığı, petrol ve gaz şirketlerinin sponsorluğunda yürütülen ve taahhütlerin yaptırımlarla desteklenmediği COP’ların “şirketleşmiş bir iklim fuarına” dönüştüğü eleştirisinden hareket ediyor.
Zirve, iklim adaletini toplumsal adaletle birlikte tartışmak üzere 14 Kasım Küresel Eylem Günü’nde Cumhuriyet Meydanı’nda yapılacak yürüyüşe; 15–18 Kasım’da ise Kepez Mimar Sinan Kongre Merkezi’nde gerçekleştirilecek panellere, forumlara, konuşmalara, atölyelere ve etkinliklere çağrı yapıyor.
HİZ merkezini Akbelen, Akkuyu ve Kazdağları gibi yerel direnişlere çeviriyor; Türkiye’nin fosil yakıtlardan çıkışı tartışılırken COP süreçlerinin dışında bırakılan sesleri temsil etme iddiasıyla öne çıkıyor. Otuz iki ülkeden konuşmacının yer alacağı yaklaşık 150 etkinliğin dört ana gündemi; ekolojik yıkımlara karşı doğanın hakları, fosil yakıtlardan çıkış ve enerji demokrasisi, demokrasi, anti-militarizm ve barış ile gıda egemenliği ve agroekoloji olarak açıklandı.
İklim politikasını gündelik hayata tercüme etmek
COP31 ve HİZ hazırlıkları birbirinden çok farklı kapasitelere, sponsorlara ve örgütlenme biçimlerine dayanıyor. İki zirvenin de talepleri etrafında kurduğu meşruiyet ve söylemi incelemek, iklim politikalarının gündelik hayatımızda kapladığı yeri geniş kitlelere aktarabilmek açısından önemini koruyor. Buna karşın hem yaygın haber kanallarında hem de alternatif medya alanlarında COP31 ve HİZ süreçlerine dair aktarımın hâlâ sınırlı olduğu görülüyor.
Dünyanın farklı bölgelerinde iklim krizi ve yetersiz önlemler nedeniyle ağırlaşan aşırı hava olaylarının İstanbul’daki yankısı, yoğun yağışların nasıl bir sel felaketine ve kent sorununa dönüştüğünü gösterdi. Kasım ayında Türkiye’yi bekleyen sürecin yakından izlenmesi; alınan kararların yalnızca bilim insanları, sivil toplum kuruluşları ve siyasetçiler arasında kalmadan kamuoyuna aktarılması; iklim krizine dirençli kentlerin ve adil dönüşümün imkânlarının konuşulması, iklim iletişiminin en büyük sorumluluklarından biri olmak zorunda.
Başvurulan kaynaklar
- COP31 Aksiyon Ajandası
- Halkların İklim Zirvesi hakkında
- Yağış rekoru yüzde 35 farkla kırılmış olabilir
- Bakan Kurum’dan İstanbul’daki sele dair açıklama
- Antalya COP31’e hazırlanıyor
- Australia–Türkiye coal trade puts spotlight on COP31 fossil-fuel ties
- Türkiye climate action assessment
- İklim adaleti savunucuları Antalya’da bir araya geliyor
- COP31 öncesi yeşil taksonomi çelişkisi
- Sinpaş COP31’de iklim destekçisi oldu

